Cendere Bölüm: 1

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Cendere Bölüm: 1
Herkese selam. Adım Ferdi. 43 yaşındayım. Almanya’da yaşıyorum. Anlatacağım olay tamamen gerçektir. 3 yıl önce yaşandı. O zamanlar İstanbul’da yaşıyordum. İsimleri falan değiştirdim malum durumlardan dolayı.

1.91 boyundayım. 90 kiloyum. Yapılı ve atletik bir vücudum var. Gençken, çok ekmeğini yedim bu işin. Üniversiteyi bitirince evlendim. Bir kızım, bir oğlum oldu. Standart hayat işte. İşe git, eve dön, kredi çek, ev al öde. Kredi çek, araba al öde derken. 40’ı geçtik işte. Endüstri Mühendisiyim bu arada özel bir şirkette çalışıp, kamu projeleri yazıyordum. Ekibim falan vardı. Bildiğiniz yönetici mühendis işte. Geçmiş zaman kullandım çünkü bu standart ve ideal hayatım bir anda allak bullak oldu. Bu lanet doların yükselmesiyle, projelerimizin maliyeti bir anda 2 katına çıktı. Hakedişlerimiz hep eski kurdandı. 8 ay dayanamadık battık. Tazminatımı bile alamadan kapı dışına koydular. İşsizlik maaşına başvurdum ama anca krediyi kapatabiliyordum.

6 ay böyle geçti. Binlerce lira kredi kartı borcum oldu. Çaresiz her yere CV pompalıyorum. Arkadaşları arıyorum, iş bulmaya çalışıyorum. Olmuyor olmuyor… Derken, bir gün yine her yere başvuru yaparken telefon çaldı. Çok ünlü bir enerji firmasının İK servisinden arıyorlardı. Ertesi gün için ön görüşme tarihi verdiler. Dünyalar benim oldu.

Eşime anlattım hemen. Çok sevindi. Anlatamam size işte tekrar hayat dolduk. Umudumuz, can suyumuz oldu. Ertesi gün kalktım traş oldum. Bir bakım yaptım kendime. En sevdiğim takım elbiselerimi çektim üstüme. Evden çıkarken de şans öpücüğümü aldım. Olacaktı bu iş… Emindim… Zaten çok enerjiğimdir. Kendimi çabuk sevdiririm. Eski patronlarım da bundan dolayı beni çıkarırlarken çok üzülmüşlerdi.

Kendimi söylenilen saatte Ataşehir’de, adresini verdikleri plazanın önünde buldum. Devasa her tarafı cam bir binaydı. En üst katını göremedim bile. Kapıdan içeriye girip, danışmanda kendimi tanıttım. Randevum olduğunu söyledim. Yolu tarif ettiler asansörle bir kaç kat yukarı çıktıktan sonra bir toplantı salonuna alındım. Orada da benim gibi görüşmeye gelmiş kişiler vardı. Herkes içeri bir bir girdi ve çıktı. Bir ben kaldım koca salonda ama kimse benim adımı söylemedi. Bir süre bekledikten sonra içeri gidip kendimi tanıttım. Ne zaman görüşme yapabileceğimi sordum. Benimle görüşme yapılmayacağını, zaten işe alındığımı, fakat CEO’nun benimle görüşme yapacağını söylediler. O kadar heyecanlandım ki kalbim göğsümü parçalayıp dışarı çıkacaktı. “Tabi…” diyebildim. “Be-Bekliyorum ben o za-zaman.”

Salona dönüp, beklemeye başladım. 2-3 saat geçti. Sürekli çay kahve pompalıyorlar bana tabi. Ben CEO yu düşündüm. Hiç yüzünü görmemiştim. Hemen telefonu çıkardım, tipi nasıl adamın, ne yapmış bakayım diye… Bir baktım ki adam değil kadın… Üstelik de tanıyorum. Gamze Özdilli… Üniversiteye ilk başladığımızda tanışmıştık. İnanılmaz seksi, çok ateşli bir kızdı. Tam bir porno yıldızı gibi sevişirdi ama dışarıda da sana kral gibi davranırdı. Fakat çok kötü bir özelliği vardı. Korkunç bir öfkesi, kin duygusu vardı. Şiddete meyilliydi ve vicdanın -v si yoktu bu kızda. Bir keresinde hiç unutmam, eşli danslar kursuna gidiyorduk. Bir arkadaşı ondan daha iyi dans ediyor diye, kıza topuklu ayakkabı ile çaktırmadan vurup, bacağını sakatlamıştı.

Gizem’le bir yıl beraberliğimiz oldu, sonra da ayrıldık. Hem de ne ayrılma… Yurdu birbirine katmıştı. Eline geçirdiği her şeyi üzerime fırlatmıştı. 1 hafta yüzüm şiş gezmiştim.

45 dakika daha bekledim toplantı salonunda. Ne diyeceğimi düşündüm. Onu ne diyeceğini hayal ettim. Sorgusuz sualsiz işe almıştı. Ne diyecekti? “Yıllar önce terk ettiğin kadının maaşlı personeli oldun. Ayakkabımı öp şimdi.” der miydi mesela? O karakterle diyebilirdi. Aradan 20 yıl geçti. Unutmamış demek ki diye düşünüyordum. Ben bu düşüncelerle boğuşurken, ufak tefek 40’ların sonunda, balık etli bir kadın içeri girdi. Çerçevesiz fakat kalın gözlükleri, saatlerdir oturmaktan kırışmış buz mavisi eteği, bu kadının Gizem’in sekreteri olduğunu söyledi bana. Yanılmamıştım. Kadın beni oradan alarak beş kat yukarıdaki büyük kapının önüne getirdi.

Kapıyı çalarken çok heyecanlıydım. Yeniden o 20 yaşındaki toy çocuk olmuştum sanki. “Buyrun…” dedi kapının arkasındaki ses. Sert, otoriter bir “alto” sesti. Bu kadar sert bir seste, hiç bir çatırdama ya da hırıltı yoktu. Bu da ayrı bir naiflik katıyordu Gizem’in sesine. Unutmuştum sesini o zaman dek. Hatırladım ama…

Kapıyı açıp içeri girdim. Oda yaklaşık 50 metrekare kadardı. Doğu ve güney cephesi tamamen camdı fakat, güneydeki camlar colormatik olsa gerek, güneş vurduğu için rengi farklı görünüyordu. Odanın içi post modern ofis mobilyaları ile döşenmişti. Ceviz rengi mobilyaları tutan camdan ayaklar çok şık ve zevkli görünüyordu. Benim bir yıllık kazancımdan daha pahalıydı bu ofisin değeri. Makam koltuğunun arkasında, Devlet büyüklerinin yanında yaşlı bir adamın siyah beyaz fotoğrafı asılmıştı.

Gizem yüzünü laptopa doğru dönmüş, kulağında kablosuz kulaklıklarıyla, hararetli bir konuşma yapıyordu. Oda çok büyük olduğu için Gizem’in yanına doğru hızlı adım yürümeye başladım. Yolun yarısında, bana eliyle odanın öbür ucundaki oturma grubunu gösterdi, başımı sallayıp oraya doğru yöneldim. Söylediği yere oturup kurbanlık koyun gibi beklemeye koyuldum.

Çok geçmeden, telefonu kapattı. Stilettosunun sesinden benim olduğum tarafa doğru yürüğünü anladım. Ayağa kalkıp, yüzüme o ana uygun gidecek gülümsememi takınarak, elimi uzattım. Yıllar Gizem’e çok iyi davranmıştı. Atletik ve fit bir vücudu vardı. 1.80’lik boyu ile mankenlere taş çıkartıyordu. Omuzlarının ve göğüs kafesinin genişliğinden boş zamanlarında uzun uzun yüzdüğünü tahmin etmiştim. Üzerindeki kan kırmızı mini elbise, vücuduyla adeta tango yapıyordu. Bana doğru yürürken dalgalı, beline kadar inen kumral saçları havasına hava katıyordu. Küçük burnu ve burnuyla paralel ince ve sevimli bir ağızı vardı. Yeşil gözlerini hafifçe kısmış, çakmak çakmak delici bakışları almın ortasına delikler açıyordu. İnanılmaz bir kadındı. Bu kadın istediğini alır, istediğini bırakır. Dünyayı tek başına döndürür diye düşündüm o anda.

“Merhaba Gizem Hanım. Öncelikle bana bu fırsatı verdiğiniz için ne kadar çok teşekkür etsem az. Bu güveninizi boşa çıkarmayacağım.” Tanımamazlıktan gelmek en mantıklısı diye düşündüm. Sonuçta 20 yıl. Dile kolay… Güldü elimi sıkarken. “Yok artık Ferdi! Tanımadın mı beni? Aynı okuldaydık. Sen endüstrideydin, ben işletmede! Sevgiliydik seninle be!” Dudaklarını büzdü. Yüzüne üzgün bir ifade takındı. Emoji gibi… “Yoksa? Yoksa unuttun mu beni?” “Gizem!” dedim şaşırmış gibi yaparak. “Gizem Özdilli! İnanmıyorum! Dünya ne kadar küçük. Unutur muyum seni hiç!” yüzüme yediğim saksıyı da unutmuyordum tabi. Yeni gelen özgeçmişlere göz gezdirirken adımı görmüş Gizem. Tam da bana göre bir pozisyon varmış. Beni değerlendirmek istemiş. Normalde kapıda karşılayacakmış ama Ankara’dan toplantıya gelmişler, çıkamamış.

“Neden peki?” dedim. “Neden beni sorgusuz işe aldın?” Bunca yıl sonra, çok mu unutulmazdım? Takip mi ediyordu beni. Onu netleştirmek istiyordum. “Yok yahu! Şirket yönetiyoruz burada. Devlet miyiz de tanıdık dolduralım. Biz daha önce sizin şirketle bir iş yapmıştık. Belki hatırlarsın, Belarus’ta bir termik santral projesiydi…” Evet hatırlıyordum. İnsanüstü bir çabayla çalışmıştık. Gizemler işi bize yaptırıp, milyon dolarlar kazanmışlardı. Bize de sus payı vermişlerdi. “…O zamanlarda sizin şirketin sahibi Edip abiyle iyi bir dostluğumuz oldu. Senin adını ve onun şirketin adını görünce aradım seni sordum. ‘Direkt al çok işine yarar’ dedi. Esk**en tanıyorum. Referansın sağlam. İşini de biliyorum. Win – win bir durum.” Mantıklıydı aslında söyledikleri. Böyle yürür bu işler. Sadece inanılmayacak kadar güzel bir durumdu.

“Bir de şey var…” dedi. Gözlerini açıp, kaşlarını kaldırdı. “Ne vardı?” dedim. Çok utanmış görünüyordu. Sanki söylemek istediği bir şey var da, bir türlü cesaretini toplayıp söyleyemiyor gibiydi. O sert ve ne istediğini bilen iş kadını gitmiş, yerine küçük masum bir kız çocuğu gelmişti. “Ferdi… Ben sana hiç iyi davranmadım. Çok küçüktüm o zamanlar. Çok fevriydim. O bir yılı sana cehenneme çevirdim. Çok utanıyorum hatırladığımda… Biliyor musun, uzun yıllar terapi gördüm öfke kontrolü için. İşe de yaradı. Artık öyle biri değilim işte. Değiştim yani. Bak Mümtaz Bey’e…” Gözleriyle duvarda asılı yaşlı amcayı gösterdi. Sanırım adam şirketin kurucusu. “Bana milyar dolarlık firmasını emanet etti. Ben de özgeçmişini gördüm. Edip abiye sordum işten çıkartmışlar, evliymişsin, çocukların varmış. İşe çok ihtiyacın varmış… Ben de tamam ya işte bu dedim! Sana kefaret ödeme fırsatı Gizem! Yardım et bu adama dedim. Öyle yani…” Çok mahçup görünüyordu. Üstelik haklıydı. Gerçek şuydu: İşe çok ihtiyacım vardı. Bir ay daha işsiz kalsam, çeviremeyeceğim bir ekonomik döngü içerisine girecektim. Gizem de vicdan yapmış. Onun için de iyi olurdu. “Tamamdır. Anlaştık dedim!”

Gizem, işin detaylarını anlattı. Kazakistan’da bir Baraj revizyonu ihalesi almışlar. Ben de oranın Enerji bakanlığının ilgili genel müdürlüğünden bir proje geçirmiştim. Bir kaç kontak da oluşturmuştum. Know How mevcuttu yani. Kapsamlı ve büyük bir işti, en az 6 ay sürecek bir geliştirme süreci vardı projenin. Odasından çıkarken, muhasebeye bir miktar avans almak için geleceğimi söyledi. İşi almıştım. Avansı almıştım. Kart borcunu da ödeyecektim. Her şey ne kadar harikaydı.

Uçarcasına eve dönüp, eşime işi ve yanında yüklü bir avans aldığımı söyledim. O akşam çocuklar gibi şendik. Uzun zamandan sonra dışarıdan yemek söyleyip, ailecek afiyetle yedik. Çok mutluydum. Tekrar işe yarar bir eş, sorumluluk sahibi bir baba olabilecektim.

İşe başladıktan sonra günler hızlıca geçiyor. Proje üzerine derinlemesine çalışıyorduk. Firma hali hazırda olan küçük bir ARGE ekibinin başına beni geçirerek projeyi tamamen bize emanet etmişti. Kokpekti Barajı, mevsim geçişlerinde suların taşıp, insan ölümleriyle sebep olan bir barajdı. Kazakistan Hükumeti, barajın gerekli revizyonlarını yapıp, bu tür kazaların önüne geçmek istiyordu. Gölü nasıl genişleteceğiz, akarsu derivasyonlarını tamamlamak için gereken yollar nasıl açılacak, hali hazırdaki yapı üzerine yapılacak batardoların konumlandırılması gibi konular üzerine aylarca çalıştık.

Gizem, projelendirme süreçleri ile alakalı her akşam kendisine yüz yüze rapor vermemi istemişti iş başı yaptığımızda. Önceleri profesyonelce rapor verip mesaimi bitiriyordum. Fakat zaman ilerledikçe, rapor sonu muhabbetleri de olmaya başladı. Eşimi, çocuklarımı anlattım. O da bana kendi hayatını anlattı. Benden ayrıldıktan sonra, başka bir adamla tanışmış yine bizim üniversiteden, evlenmişler. Çocukları olmamış eşi de tekstil alanında e-ticaret üzerine çalışıp, ihracat yapıyormuş internet üzerinden. Büyük bir firması varmış.

Git gide yakınlaştık Gizemle fakat arkadaş gibi. Her ne kadar aramızda bir ten çekimi olduğunu bilsem deki bence o da biliyordu. Mesafeyi her zaman korumayı başardığımı düşünüyorum. Her şeyden önce benim bir ailem vardı ve buna yakışacak biçimde davranmaya özen gösteriyordum.

Fakat bu tutumum biraz da benim özensizliğim ve tahriklerle değişti. Proje geliştirme süreçlerini tamamlayıp, Kazakistan’da sunuma gitmemiz gerekiyordu. Gizem ve yönetim kurulundan iki kişi ile beraber yola çıktık. Uçakta ekibimle hazırladığımız sunumu kendilerine yaptım, birkaç revize yaptık. Standart workshop ortamı işte. Sunumumuz çok başarılı geçti. İnşaat tarihi, hakediş planlanları kararlaştırıldı. Bundan sonra ikinci aşamaya geçecektik. Ben biraz üzülmüştüm açıkçası. Bir kaç revize isterler, tam tarih vermezler diye planlıyordum, çünkü bu da benim işimin sona ermesi demekti. Firma yeni bir proje işi almamıştı. Bu da yeni bir işsizlik dönemi ile karşılaşmam anlamına geliyordu.

Kazakistan’a ertesi gün öğlen gidecektik. Bir gece otelde kalacaktık. Gizem, tabi ki kendisinden bekleneni yapıp Astana’nın en iyi otellerinden biri olan The St. Regis’te yer ayarlamıştı. Otele gidip yerleştik. Eşimi ve çocukları görüntülü aradım odada. Biraz vakit geçirdikten sonra tam yatmak üzereyken kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Gizem’in kapıda beklediğini gördüm. Döpiyesini çıkartıp, yine kışkırtıcı mini bir elbise giymişti. Makyajını ve her zaman kullandığı yasemin aromalı parfümünü tazelemişti. Yüzünde hınzır bir sırıtışla bana göz kırptı lafına başlamadan. “Aşağıda mini kutlama?” diye sordu. İstemediğimi ve çok yorgun olmadığını söyledim. Gerçekten de öyleydim. Fakat patronum dinlemedi. “Çok çalıştın. Sayende büyük iş aldık. Kutlama bana değil sana. Hadi bakalım.” dedi ve kolumdan zorla tutarak aşağı indirdi.

Çılgınlar gibi içtik… Kadehlerin biri gidiyor, diğeri geliyordu. Barda çalan hafif jazz müzik, Gizem’in kahkahalarına karışıyordu. Benim aklımda somut bir işsizlik problemi olduğu için modumu o kadar yükseltemiyordum. Gizem bunun farkına vardı bir süre sonra. “Sen neden suratını asıyorsun Ferdi?” merakla sordu. Normalde olsa kesinlikle dürüst bir cevap vermezdim fakat, kanımdaki alkol seviyesi dürüstlük damarlarımı kabartmıştı. Aklımdakini söyledim: “Ben iş geliştirme mühendisiyim ve işi geliştirdim. Başka bir iş de almadınız. Artık bana ihtiyaç yok. Yarın dönüp yine iş aramaya başlayacağım. Ne kadar eğlenebilirim ki bu durumda?” diye cevapladım. Gizem kahkahayı patlattı tekrar. “Yok artık. Koca şirketi senin maaşın yüzünden batıracak değiliz. Diğer projelere danışmanlık yaparsın yeni iş gelene kadar. Takma şimdi eğlenme zamanı.” dedi. Çok rahatlamıştım. İşsizliğin ne anlama geldiğini bilen bilir. Hele bir de aileniz varsa.

Bir süre daha vakit geçirip yukarıya odaların olduğu kata çıktık. Koridorda önce onun odası vardı. İyi geceler dileyip kendi odama doğru yönelirken, Gizem kolumdan tuttu, kendine çekti ve elini erkeklik oranıma atarak hafifçe sıkarken, kulağıma “Ben biraz daha eğlenmek istiyordum ama…” diye fısıldadı. İşte orada ben koptum.

Eşimle aramız iyidir. Güzel bir kadındır. Fakat iki çocuk büyüt, geçim derdi, yoğun iş temposu derken son yıllarda birbirimizden koptuk. Zaten 10 yılı geçince çok bir çekicilik kalmıyor kimsede kimseye karşı. Bu durum onu sevmeme engel değil, şikayet de etmiyorum ama insanın karşısında böylesine çekici bir kadın, size bir açık çek veriyorsa bütün savunma mekanizmalarınızı indiriyorsunuz.

Çılgınlar gibi öpüşerek içeri girdik. Çok şehvetli bir andı. Tıpkı filmlerdeki gibi. Ben de kendimi anın büyüsüne kaptırmıştım. Elbiselerimizden bir çırpıda kurtulduk. İç çamaşır giymemişti. Vücudundaki her bir kas, her bir uzvu ince ince düşünülüp, zaman ayrılarak oluşturulmuş gibi duruyordu. Hani derler ya Allah’ın boş zamanında yarattıklarından diye, işte onlardandı bu kadın. Gizem önce beni sertçe itekledi. Dengemi kaybedip yere düşüyordum az daha. Ardından yüzüme sert bir tokat atıp kahkaha atmaya başladı. “Ne oldu! Karın siktirmiyor mu kendini ha! Ondan mı bana geldin!” bağırıyordu. Ben tokatın etkisindeyim hala… “Allah belanı versin! Sen o küçük sikinle cüceyi bile doyuramazsın!” hala bağırıyordu. “Gizem ne diyorsun sen Allah aşkına!” dedim ve üzerimi giymeye başladım. “Ya fantezi yapıyorum bebeğim. Sen de vursana bana.” bir yandan da beni durdurmaya çalışıyordu bunları söylerken. “Ben böyle birisi değilim. Kusura bakma Gizem. Yanlış bir izlenim verdim sanırım sana iyi geceler.” dedim ve toplarlanmaya devam ettim. O sırada yüzüme bir tokat daha attı ve “Sen parasını verdiğin bir orospuyla bile sevişemezsin!” dedi. O an kan beynime sıçradı. Ben de ona bir çok şiddetli bir tokat attım. Aldığı darbeden olsa gerek yere düştü.

Madem oyun istiyordu, ben de bu oyunu oynayacaktım. Saçlarından çekerek yere çömelttim penisimi ağzına soktum ve boğazına kadar sokup çıkartmaya başladım. Öğürmelerine kulak asmadan sokup çıkartmaya devam ettim. Durmam için bacağıma vuruyordu. Bir kaç kere kusup, midesinden gelenleri yuttuğunu tahmin ediyorum. Organımın yeteri kadar sertleştiğine emin olduğumda, Gizem’i yatağa dört ayak pozisyonuna getirdim ve hızlıca içine girip çıkmaya başladım. Zaten kendi salyasından dolayı iyice ıslanmış olan organım kolaylıkla içine girmişti. Sabit durup, onu saçlarından tutarak kendime çekiyordum. Ona acı çektirmek istemiştim. Aldığı acı ve zevk sesine de yansımıştı. Bazen kahkahalar atarak zevkten hırlıyor; bazen de hıçkıra hıçkıra ağlıyor, “Ne olur yeter artık!” diye bana yalvarıyordu. Artık ok yaydan çıkmıştı. Benim de durmaya hiç niyetim yoktu.

Bu sefer Gizem’i yatağa sırtüstü yatarıp, diz kapaklarının arkasından basarak, bacaklarını kafasına kadar çektim. Kalçaları havaya kalkıp, vajinası ve anüsü gerilerek ortaya çıktı. Yıllar önce anal seks yapmak istemiştim Gizem’le fakat izin vermemişti. Bu işin de sırası gelmişti. Bacağımla onun bacağını sıkıştırarak bir elimi kurtardım. Ağzımla elime tükürüp, anüsüne yaydım. Ne yaptığımı anladı ve çırpınmaya başladı. “Hayır! Lütfen! Yalvarırım yapma! Tamam artık bitirelim fanteziyi. Çok teşekkür ederim…” bu sefer gerçekten yapmamı istemiyordu. Bu çok iyiydi. Ona gerçekten gösterecektim. “Seni kocanın hiç sikmediği bir yerden sikiyorum şimdi. Götün artık benim patron!” dedim. Bu sözüm çok hoşuna gitmiş olmalı ki çırpınmayı bıraktı. Ben de penisimin ucunu hizalayıp yavaş yavaş arka deliğine gitmeye başladım. Acılar içinde bağırdı, çıkarmam için yalvarmaya başladı tekrar. Fakat ben çoktan elimi bacağına tekrar götürüp onu sıkıştırmıştım bile. Kaçacak yeri yoktu. Ağlata ağlata arka deliğine sokup çıkardım ve sonunda spermlerimi bağırsaklarının derinliklerine boşalttım.

Hayatımın en kötü psikolojik hissiyatlarını yaşarken seksin en doyurucu olanını yaşamıştım. Karımı aldatmıştım. Karımın kişiliğine edebileceğim en kötü hakareti etmiştim. Evli bir kadınla beraber olmuştum. Evli bir kadının kocasına yapılabilecek en kötü şeyi yapmıştım. Patronumla profesyonel olmayan bir ilişki içerisine girmiştim ki iş ahlakı ve etik benim için çok önemlidir. Fakat, bir yandan da inanılmaz güzel bir kadınla, harika bir cinsel deneyim tatmıştım. Tam bir kaosa düşmüştü içim.

İçimdeki bütün spermi Gizem’in içine akıttığıma emin olduktan sonra yanına yatıp, soluklanmamın normale dönmesini bekledim. Amacım kalkıp gitmekti, fakat alkol ve seksin yorgunluğu yüzünden kıpırdayamıyordum. Ben uykuya dalarken, Gizem sünmüş yumurtalıklarımla oynuyor, arada dudaklarıma öpücükler atıyordu.

Sabah gözlerimi açtığımda, hala çıplak bir şekilde yattığımı ve Gizem’in bana sarılarak uyuduğunu görünce; yaşadıklarımın rüya olmadığını fark ettim. Gerçekten bu haltı yemiştim. Gizem’e ne diyecektim? Eşime ne diyecektim? Çocuklarımın yüzüne nasıl bakacaktım? Giyinmeye başladım. Çıkardığım seslerden Gizem de uyandı. Bana baktı. “Uçak öncesi bir tura daha ne dersin?” dedi.

F: Yetişemeyiz.
G: Hızlıca yaparız bebeğim.
F: Sanmıyorum. Hem bunu bir kere daha yaşamasak iyi olur. Hiç etik değildi.
G: Aaa! Ben de ofiste sık sık birlikte dosya inceleriz diye hayal kurmuştum.
F: Uygun değil. Hiç hem de.
G: Tamam. Nasıl istersen. Merak etme dün gece hiç olmadı.

Uçakta ve İstanbul’a döndüğümüzde hiç konuşmadık. Eve döndüğümde utancımdan ailemin yüzüne bakamadım. Bütün vaktimi, iş arama sayfalarında CV’imi sağa sola göndermekle geçirdim.

Ertesi gün, odamda istifa mektubumu yazarken, Telefonuma gelen whatsapp bildirim sesiyle irkildim. Gizem’den bir video gelmişti. Videoyu tıkladığımda, zaten çatırdayan dünyam birden bire altüst olmuştu. Gizem dün geceyi gizli bir kamerayla kaydetmişti. Üstelik, videonun her tarafı makaslanmıştı. Sadece ona tokat attığım bölüm ve Gizem’in ağlayıp, bana yalvardığı anlar vardı.

Videonun altına şöyle bir not düşülmüştü. “Tecavüzcünün sonu :)”

Devem Edecek

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

ADD YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri bahis siteleri canlı bahis sakarya escort sakarya escort adana escort sivas escort adana escort adıyaman escort afyon escort denizli escort ankara escort antalya escort izmit escort beylikdüzü escort bodrum escort